Modelski'nin haklılık yüzdesini kısmen arttıran bir durumla karşı karşıyayız. Kendisinin bahsettiği
başat güç kavramı genelde savaş sonrası doğan -küresel savaş- ve yaklaşık yüz yıl boyunca istikrarlı
bir şekilde devam eden global dikta sistemi. Bu gücün savaş sonrası doğması ve güçlü bir donanmaya
sahip olması belirleyici unsurlar arasında, lakin gelin görün ki çağımızın başat gücü olduğu
düşünülen ABD donanma dışında pek bir belirleyici unsura sahip değil. Buna rağmen Pasifik'de aktif
şekilde rol alması uluslararası düzeyde bu devleti güç sahibi yapıyor. Sormamız gereken soru şu
ABD'nin sahip olduğu güç onu çağımızın başat gücü yapar mı? Son zamanlarda uygulamaya
çalıştıkları politikanın dizginlenme çabası ve bu çabanın sonuç vermesi sorunun cevabını kısmen de
olsa veriyor. Tabi ki bahsettiğim şey 'başat güç hiçbir küresel gücün görüşlerine saygı göstermez veya
onları saygınlık çerçevesinde dikkate değer bulmaz' değildir. Ama şöyle bir gerçek var ki bilinen
tarihde hiçbir başat gücün doğruları bu denli aşağılayıcı bir şekilde sınanmamıştır. Rusya'nın
çekinmeden dillendirdiği Afganistan Irak savaşlarının uluslararası bir başarısızlık örneği olması
bunların en önemlisidir. Bu da yetmezmiş gibi son zamanlarda gündemi meşgul eden Suriye konusunda Rusya'nın aktif bir rol oynaması ve uluslararası politikada Obama'nın
planlarının uygulamaya değer bulunmaması bunun bir örneğidir.
Sonuç olarak donanmanın güçlü olması pek de bir önem arz etmiyor olsa gerek. Rusya'nın soğuk savaş sonrası büyüme istikrarını yer yer gizli de olsa devam ettiriyor olması, Avrupa'da süren krizin ve ilerinin bölgesel gücü olacağı öngörülen Polonya'nın ABD safında yer almaması dikkat edilmesi gereken bir başka unsur. Peki bu durum ne gibi sonuçlar doğurabilir.
Soğuk savaş diye nitelendirilen kutuplaşma hiç de uzak bir ihtimal olarak gözükmüyor. Lakin herkesten farklı olarak benim bu konudaki görüşüm soğuk savaşın küresel sistemin gidişatındaki istikrarsızlık durumunu bozacağı yönünde. Günümüz rahatsızlıklarının çoğu mevcut polisin -ABD- düzen sağlama konusundaki başarısızlığından kaynaklıdır. Hatta öyle ki bu başarısızlık durumunda ABD tarihinde yakalayamadığı istikrarı yakaladı. Politik başarısızlıklar yetmezmiş gibi yakın zamanda tecrübesizlikten kaynaklanan ekonomik bir kriz yaşadı. Tüm bunları göz önünde bulundurup genele baktığımızda gözümüzden kaçamayacak bir gerçek var Friedman'ın da dediği gibi ABD tecrübesiz ve aynı zamanda barbar bir devlet ve bu gerçeklerin doğurduğu sonuç da istikrarsızlığa sürüklenen koca bir dünya ve kandırılan 7 milyar insan. Hayır ABD başat güç değil en büyük silahı olan kapitalizmi emperyalizm mantığı içinde eritiyor ve bu süreç devam ettiği sürece kaçınılmaz gerçek her anlamda bu gücün çöküşü olacaktır.
Çoğu insanın da dediği gibi devler sessiz düşemez. Mühim olan bu devin nereye ve nasıl düşeceğidir. Rusya'nın son 20 yılda uyguladığı siyasi ve ekonomik politikalar mevcut duruşunu daha da sağlamlaştırmıştır. Bir NATO devleti olan Polonya'nın konumdan kaynaklı sıkışıklığını ve ekonomik olarak Avrupa'da yaşadığı çöküşü Rusya'da dindirme isteği, aynı şekilde Ukrayna'nın yakın zamanda yaşadığı gaz sorunu ve Rusya'ya olan ekonomik bağlılığın Avrupa'dan soyutlanması çerçevesinde politik bir bağlılığa dönüşme ihtimali özellikle stratejik anlamda Rusya'nın güçlenmesine işaret olabilir. Özellikle son olarak 2008 yılında Cezayir petrolleri ile birlikte dünyayı kaynak açısından tekeline almış bir şirket olan Gaz Prom'un geçen kış Avrupa'ya uyguladığı tehditkar politikalar Rusya'nın duruşunun niteliğini belli ediyor olsa gerek.
Bahsettiğim gibi mevcut durumun sürekliliği söz konusu bile olamaz ama umuyorum ki bu gerilim herhangi bir üçüncü dünya devletine fırsat olarak sıçramasın.
Sonuç olarak donanmanın güçlü olması pek de bir önem arz etmiyor olsa gerek. Rusya'nın soğuk savaş sonrası büyüme istikrarını yer yer gizli de olsa devam ettiriyor olması, Avrupa'da süren krizin ve ilerinin bölgesel gücü olacağı öngörülen Polonya'nın ABD safında yer almaması dikkat edilmesi gereken bir başka unsur. Peki bu durum ne gibi sonuçlar doğurabilir.
Soğuk savaş diye nitelendirilen kutuplaşma hiç de uzak bir ihtimal olarak gözükmüyor. Lakin herkesten farklı olarak benim bu konudaki görüşüm soğuk savaşın küresel sistemin gidişatındaki istikrarsızlık durumunu bozacağı yönünde. Günümüz rahatsızlıklarının çoğu mevcut polisin -ABD- düzen sağlama konusundaki başarısızlığından kaynaklıdır. Hatta öyle ki bu başarısızlık durumunda ABD tarihinde yakalayamadığı istikrarı yakaladı. Politik başarısızlıklar yetmezmiş gibi yakın zamanda tecrübesizlikten kaynaklanan ekonomik bir kriz yaşadı. Tüm bunları göz önünde bulundurup genele baktığımızda gözümüzden kaçamayacak bir gerçek var Friedman'ın da dediği gibi ABD tecrübesiz ve aynı zamanda barbar bir devlet ve bu gerçeklerin doğurduğu sonuç da istikrarsızlığa sürüklenen koca bir dünya ve kandırılan 7 milyar insan. Hayır ABD başat güç değil en büyük silahı olan kapitalizmi emperyalizm mantığı içinde eritiyor ve bu süreç devam ettiği sürece kaçınılmaz gerçek her anlamda bu gücün çöküşü olacaktır.
Çoğu insanın da dediği gibi devler sessiz düşemez. Mühim olan bu devin nereye ve nasıl düşeceğidir. Rusya'nın son 20 yılda uyguladığı siyasi ve ekonomik politikalar mevcut duruşunu daha da sağlamlaştırmıştır. Bir NATO devleti olan Polonya'nın konumdan kaynaklı sıkışıklığını ve ekonomik olarak Avrupa'da yaşadığı çöküşü Rusya'da dindirme isteği, aynı şekilde Ukrayna'nın yakın zamanda yaşadığı gaz sorunu ve Rusya'ya olan ekonomik bağlılığın Avrupa'dan soyutlanması çerçevesinde politik bir bağlılığa dönüşme ihtimali özellikle stratejik anlamda Rusya'nın güçlenmesine işaret olabilir. Özellikle son olarak 2008 yılında Cezayir petrolleri ile birlikte dünyayı kaynak açısından tekeline almış bir şirket olan Gaz Prom'un geçen kış Avrupa'ya uyguladığı tehditkar politikalar Rusya'nın duruşunun niteliğini belli ediyor olsa gerek.
Bahsettiğim gibi mevcut durumun sürekliliği söz konusu bile olamaz ama umuyorum ki bu gerilim herhangi bir üçüncü dünya devletine fırsat olarak sıçramasın.

0 yorum :
Yorum Gönder