Analiz ve Araştırma Yazıları

Bataklıklar

   Bataklık metaforuna o denli kaptırdınız ki kendinizi yaşayanların insan olduğunu unuttunuz. Sözlerime Ortadoğu'nun ökaliptusu ile başlamak istiyorum: Müslüman Kardeşler.

  Örgütün kuruluştan itibaren 40 yıllık süreci incelediğimde günümüz Müslümanlarının çoğunun muhtemel temennisi ve mevcut zamanının ilerisinde bir düşünce ile karşılaştım. Dönemin hazımsızlığından kaynaklansa gerek kurucu El-Benna'nın suikast sonucunda ölmesi ardından diğer büyük Müslüman düşünür ve aynı zamanda örgütte söz sahibi olan Seyyid Kutub'un idam cezasına mahkum edilmesi örgütün fikri sonunu getirmiş olsa gerek. Tabi ki bahsi geçen liderler döneminde örgütün barış yanlısı, masum bir duruş sergilediğini söylemek yanlış olur ama muhtemelen o zaman Müslüman Kardeşler ile bağlantısı sıkça dillendirilen suikast girişimleri alt kadronun kurucu ve düşünürler kadar sakin, ılımlı olamadıklarının göstergesidir, bunu da bilgisizlikten kaynaklanan etkili olamama dürtüsünün harekete geçirdiğini söylemek yanlış olmaz. Örgütün kuruluş döneminde gerçekleştirmek istediği İslami düşüncenin modern zamana adapte edilmesi ve bununla birlikte İslami ahlakın global sistemde etkinliğiydi. Lakin muhtemel katil, kendini düzenin polisi ilan etmiş ABD, zamanında pek de ılımlı yaklaşmadığı İslami modernleşme hareketi yerine alternatif gördüğü Ortadoğu'daki geri kalmışlık, suskun sömürü devletlerinden ziyade aşırılıkçı güçler meydana getirdi.

  Örgütün geçmişini parlak bir fenere benzetirsek şu anki halini soluk bir güneşe benzetmek yanlış olmaz.

  Bahar diye anılan Ortadoğu'daki bu sürece baştan beri ılımlı bakmadığımı söylememde fayda var ama Müslüman Kardeşler'in isyanlarda baş aktör olması gerçekten bağımsız bir direniş olabilir mi sorusunu aklıma getirmedi değil. Düşünülünce soruyu sormam bile hata olabilir. Fazla da bir zaman geçmeden Mursi sorumun gerçek bir hata olduğunu politikalarıyla gösterdi. Sözde demokratikleştirme çabaları sürecin devamında yine demokratik bir araç olan anayasa değişikliği ile demokratik liderlerini tekrar anti demokratik bir hale sokma çabaları izlenmeye değerdi. Olay yalnızca lidere olağanüstü güçleri teslim edip süreç normalleşene kadar karışıklığı önlemek amaçlı olsa tamam neden olmasın gözüyle bakılabilir lakin olaylar yalnızca Mursi'nin mutlak güç arayışından ibaret değil. Ressam Saber'e uygulanan şiddet, protestoculara inanılmaz derecede sert müdahale bu müdahalelerde bırakın ağır yaralanmayı ölen insanlar, protestocu kadınlara taciz ve daha niceleri. Evet gerçekten inanılmaz hızlı bir demokratikleşme süreci gözümüze çarpıyor. İşin en garip yanı kendi desteklediği bir isyanda kendi istediği lideri tahtta gören ABD yakın zamanda Mursi'yi Yahudi aleyhtarı sözleri nedeniyle kınadı. Muhtemelen dünya savaşı sırasında Prescott Bush da Nazi yönetimini en sert dille kınamıştı.


  Baharın Ortadoğu'da ne gibi sonuçlar doğurduğu ortada peki buna rağmen Suriye'deki iç savaşı körüklemenin ne mantığı var. Yönetimin demokratik ve başarılı olduğu yanılgısında değilim, ama sürecin gidişatına destek vermedeki  amaç ne? Gerçekten cevaplanması zor bir soru olsa gerek. Maksat demokratikleştirmek ise süreci takip etmeleri yeterli olabilirdi tarihe baktığımızda kaçınılmaz bir gerçekle karşılaşırız, vakti geldiğinde bütün toplumlar kendileri için en doğru yöntemi keşfedebilecek olgunluğa ulaşırlar ama ne yazık ki amacın pekte barışçıl olmadığı ortada. İç savaşta daha fazla kan dökülmesini engelleyebilecek ve barışı getirebilecekleri umuduyla yardım ettiklerini dillendiren iki büyük dünya devleti; sizler bana zeytin dallarıyla savaşan insanları gösterin işte o zaman sizlerin silahlarla barışı getirebileceğinize inanırım.

0 yorum :

Yorum Gönder

Copyright © Fırat Çakır Blog