Analiz ve Araştırma Yazıları

Sosyal Bilimlere Irak, Mühendis Yetiştirmek

Sorgulamak...  

  Şunu biliriz ki sorgulamak en büyük mühendislik eylemidir. Bir insan hayatı, çevresini en önemlisi de toplumu sorgulayarak üretir. İhtiyaç, metaların en geniş ifadesiyse ihtiyacı keşfetmek de sayısal yani doğa bilimcilerinin görevidir. Tanrının en bilgili mühendis olduğunu kabul edersek ihtiyaçlardan bağımsız bir yaratımın söz konusu bile olmadığını görürüz. İhtiyacı yaratım sürecinde göz ardı ettiğimiz taktirde her şeyin insanlar tarafından ihtiyaç haline getirildiği sonucuna varırız ki bu da insanın doğadan bağımsız var olabileceği gibi oldukça yanlış bir sonucu doğurur. Yani sorgulamak ve gereksinime uygun üretim yapmak doğa bilimcilerinin işi ise bunu sosyal bilimlerden bağımsız gerçekleştirmek mümkün değildir. Muhtemelen bu anlamda sormamız gereken en önemli soru şu olacaktır. Üretimin sosyal gereksinimden ve düşünsellikten bağımsız olması mümkün değilken kurumsallaşan eğitim sistemi kapitalist düzeni nasıl besliyor?  
  
  Sistem her şeyden önce disiplinlerin ayrımı üzerine kurulmuştur. Gereksinim veya üretimin ilk aşaması olan buluş sürecinde yer alan kadro hiyerarşik olarak kurulan dünya-kapitalist sisteminin çatısını oluşturur. Yani doğa bilimcilerinin bir kısmını üstün insan olarak nitelendirirsek buluşun piyasaya sunulma aşamasında yer alan doğa bilimcilerini de yığın olarak atfetmek yanlış olmayacaktır. Bu aşamada yığın diye bahsettiğimiz doğa bilimcileri -ki bunlar kendi bilim alanları içerisinde bile sisteme kar sağlamak adına birçok farklı disiplinde profesyonelleşirler-, üretiminin veya kazancın maksimize edilmesini sağlamak adına var olurlar.  
  
  Peki doğa bilimcileri diye adlandırdığımız bu insanlar kar odaklı sistemin içinde sorgulamadan üretim veya geliştirme sürecini nasıl benimserler. Benimsemek muhtemelen kullanılacak en ironik kavram lakin sorunu anlamak açısından içselleştirmenin birey tarafından gerçekleştirmediğini anlamanın tek yolu bu. Öyle ki bu ironinin temel noktası benimsemeyi bile gerçekleştiremeyecek düzeyde sosyal bilimlerden uzak mühendis yetiştirmektir. Eğitimin kurumsallaşması Türkiye'de özellikle lise döneminde ortaya çıkmaktadır. Belli bir disipline yönlendirilen insanlar sorgulamadan ve sosyal anlayıştan uzak metalar haline dönüştürülüyor. Dikkat çekilmesi gereken asıl nokta emeğin değil insanın meta haline dönüştürülmesidir. Emeğin metaya dönüşümü sürecinde fikir ve bilinç özgür iken insanın metaya dönüşmesi insanın tamamını yani düşünsel yanını da kapsar niteliktedir. Bunu sağlamanın tek yolu da eğitimin kurumsallaşması sağlayarak doğa bilimlerini bireye diremek olacaktır. Bu sayede sosyal anlamda sorgulamadan üretim ve geliştirme yapabilen doğa bilimcileri ortaya çıkarılabilir. Sistemin kar odaklı ayrışması belki birçok alandaki teknolojik gelişmeyi hızlandıracaktır, lakin bununla birlikte etik kavramının piyasa rekabeti altında ezilmesi felaketi bağırır niteliktedir. Gelin bunu Volkswagen örneği ile inceleyelim. 
  
  Hepimizin bildiği gibi yakın bir tarihte Volkswagen şirketi satışı yapılan araçlarda egzoz emisyonu ile ilgili hile yaptığını itiraf etti. Şirketin düşük gösterdiği Nitrojen Oksit emisyonu yüksek düzeyde hava kirliliğine yol açmakla birlikte beyin ve akciğerlerde birçok sorun yaratabiliyor. Olayın ardından yakın tarihte yapılan bir açıklamada Volkswagen şirketinin yönetim kurulu üyesi olan Olaf Lies bu konuda çalışanların suç işlediği iddasında bulundu.İddanın mantıksal boyutu göz kamaştırır nitelikte. Öyle ki Lies'in sözlerinin doğru olduğunu varsaydığımız taktirde şirketin karlılığının tabana olağanüstü bir yansıma yaptığı sonucuna varırız. Lakin bilinen bir şey varsa o da kar odaklı çalışan şirketlerin paylaşmayı sevmediğidir. Yani şirketin kar etmesi adına çalışanların hile yapması düşüncesinin değerlendirilecek bir yanı yoktur. Burada dikkat etmemiz gereken şey yapılan hilenin alt kadro tarafından gerçekleştirilse bile fikrin hiyerarşinin tepesinden doğduğu gerçeğidir. Bu durumda sormamız gereken soru şu olmalı sosyal düşünceden yoksun bir birey yerine kurumsallaşmamış eğitim sisteminin doğurduğu sosyal düşünebilen doğa bilimcileri de aynı şekilde hareket edip hem yaşadığı çevreyi hem de insan hayatını hiçe sayabilir miydi 

Hiç sanmıyorum... 

Sağlıksız Hamleler


   İster, Ortodoksluğun dini otoriteden yoksunluğunun getirdiği bir sonuç deyin ,isteseniz Rus kültürünün dinamiklerini oluşturduğu varsayılan uyum ve sadakati tüm bunlara bir neden olarak gösterin, kesin olan bir şey varsa o da Rusların tarihteki rolünün ''güç'' olgusundan bağımsız değerlendirilemeyeceğidir. Öyle ki son zamanlarda batı ile ters düşen politikaların Putin'e demokratik anlamda güç kazandırması bu değerlendirmenin doğruluğunu kanıtlar niteliktedir. 2013 senesinde Rusya her ne kadar uluslararası düzeyde politik aktifliğini gözler önüne serdiyse de halkın Putin'e olan desteği %3'lük bir azalmayla %47'lere düşmüştü. Bugüne geldiğimizde, Rusya açısından birçok olumsuz durumla karşı karşıyayken, desteğin %80'leri geçiyor olması da bu görüşü destekler nitelikte. Peki bu halk desteğinin bilinçli bir temeli var mı yoksa sadece güç odaklı politikanın bir getirisi mi? Kesin bir cevap vermek mümkün değil çünkü devlet başkanı ekonomideki daralmayı yalnızca uluslararası konjonktür temelli değil, yıllardır ekonominin yenilikçi bir hale gelmesi için çabalayan Rus yetkililerinin de suçu olduğunu söylemiş ve bunun yetersiz kaldığını da eklemiştir. Yani tarihin her bir sayfasında lidere mutlak güç atfetmiş halkın bu bağlamda ekonomik daralmanın sorumlusu olarak dış politika ''hata ya da inatlaşmalarını'' görmemesi gayet normaldir. Kaldı ki demokratik destek elde etmek açısından iyi bir söylem olsa da mantıksal bağlamda pek desteklenecek bir yanı yok Putin'in sözlerinin. En basit değerlendirmeyle ''inovatif bir hale getirmeye çabaladılar'' diye suçladığı Rus yetkililerin dünden bugüne ekonomi üzerindeki etkileri tartışılır.

   Buna neden olarak ekim 2003'te tutuklanan Yutos şirketinin başkanı Hodorkovski'nin Mayıs 2005'te 9 sene cezaya çarptırılması gösterilebilir. Hodorkovski'yi yargılayan mahkeme Yukos'u yöneten GML Group'a 27 milyar dolarlık vergi cezası kesti ve vergi cezasıyla da kalmayıp şirketin tüm aktiflerini dondurma kararı verdi. Bu kararla birlikte, şirketin 27 milyar dolarlık borcu ödemesi imkansız hale geldi. Ceza, vergi kaçakçılığı bağlamında verilmiş olsa da Hodorkovski'nin politikaya gireceğini açıklamasının ardından tutuklanması ve bu söylemden önceki konuşmalarında da muhalif bir tutum sergilemesi tutuklanmanın asıl sebebini gözler önüne sermekte. Bu tutuklama ekonomideki Putin faktörü ile birlikte, Rusya'nın dış politika bazlı ekonomik daralmasına ek olarak Lahey tahkim mahkemesinin Yutos davası kapsamında 50 milyar dolar tazminat cezası vermesi nedeniyle de büyük önem arz ediyor. Elbette bu ceza Rusya tarafında ödenmesi gereken borçlar listesinde ilk sırada yer almıyor ancak Rusya'nın yapacağı itirazın haksız bulunması halinde devletin yurtdışındaki aktiflerine el konulması mümkün. Kaldı ki Gazprom'un Avrupadaki varlıkları da göz önünde bulundurulduğunda tazminatın önemi bir hayli artıyor. Tüm bunlarla birlikte tazminat ödenme aşamasına gelindiğinde gergin olan Batı-Rusya ilişkilerinin de nasıl bir hal alacağı başka bir soru, çünkü Lahey'de sonuçlanan davayı Putin'in 'batı zorbalığı' kalıbında değerlendirme olasılığı bir hayli yüksek. 
   Tüm bunlar batı tarafından Rusya'ya uygulanan ambargo ile değerlendirildiğinde, Rusya için ekonomik anlamda büyük sorunlar doğuracağının göstergesidir. Buna örnek olarak Rusya'ya ilişkin IMF'nin -2.9 OECD'nin 0 ve dünya bankasının -3.0lık 2015 büyüme tahminlerini gösterebiliriz. Bu tahminlerden de anlaşılacağı gibi Rusya'yı, ambargonun etkisini hafifletebilecek ekonomik çözümler yaratmadığı taktirde zorlu günler bekliyor. 

   Peki tüm bu bilgiler ışığında Rusya'nın batıya karşı enerjiyi bir koz olarak kullanması ihtimaller dahilinde mi? Bu sorunun net bir cevabı olmamakla birlikte mantıksal perspektifte değerlendirildiğinde Rusya'nın böyle bir girişimde bulunmama ihtimali kuvvetle muhtemel. Bu noktada AB'nin alternatif enerji arayışından önce, alternatif bölgeden enerji ithalini incelemek daha mantıklı olacaktır. Kıbrıs açıklarında, Norveç petrol arama şirketi PSG Jeofizik'in elde ettiği verilere göre 400 milyar dolar değerinde 8 milyar varillik petrol rezervi bulunmaktadır. Noble Energy şirketinin üst düzey bir yetkilisine göre bölgede bulunan petrol, Avrupa'nın 100 yıllık enerji ihtiyacını karşılayacak düzeyde. Peki petrolün ihracı yakın bir zamanda mümkün mü? Petrolün çıkarılıp işlenmesi ve bunun Avrupa'ya taşınması yakın zaman içerisinde mümkün gözükmüyor kaldı ki çıkarılan petrol Avrupa'ya ücretsiz verilmeyecek ve bu da Doğu Akdeniz ile Rusya arasında, petrol ihracı bağlamında bir rekabet ortamı yaratacaktır ve bu rekabet sürecinin de Rusya'nın aleyhine işleyeceğini düşünmek pek realist bir yaklaşım olmaz. 

   Peki rekabete yer bırakmayacak düzeyde ucuz bir enerji alternatifi var mı? Rusya'da, ekonomik anlamda çöküntüye yol açabilecek kadar büyük öneme sahip alternatif enerji arayışlarının temelinde, Kaya gazından elde edilen Lng (sıvılaştırılmış doğalgaz) vardır. 

   Kaya gazı dediğimiz, doğal gaza alternatif enerji, tortul kayaçların sondaj ve hidrolik kırma ile küçük gözeneklerindeki gazların yer yüzüne taşınmasıyla elde edilen gazdır.. Çıkarılan bu gazın sıvılaştırılmış doğalgaz olarak ihracı mümkündür. Jorge R. Pinon'a göre eskiden ABD'ye Lng ithalini sağlayan limanlarda yapılacak restorasyonlarla, kaya gazından elde edilecek Lng'nin ihracı mümkün olabilir. Yani kaya gazından elde edilen sıvılaştırılmış doğalgazın ihracı yakın tarihte mümkün gözüküyor. 

   Tüm bu ihtimaller dahilinde bile Avrupa'nın Rusya'dan enerji ithalatı bağlamında bağımsız 
olması mümkün mü? Bu konuya rasyonel bir bakış açısıyla yaklaşmak pek mümkün görünmüyor çünkü bu ithalatın sürdürebilirliğinde Avrupa’nın kendi iç dinamiklerinin etkisi de azımsanamayacak düzeydedir. İngiltere'nin Avrupa Birliği oluşumuna bakış açısı bariz bir şekilde ortada hatta öyle ki 2013 senesinde Cameron AB konusunda İngiltere'yi referanduma götüreceğini belirtmişti. Tüm bunlar Walllerstein'inde ifade ettiği gibi İngiltere'nin kıta Avrupası'na beslediği gizli bir ırkçılık temelli olabilir. Lakin sıkıntı yaşanılan tek ülkenin İngiltere olduğunu söylemek yanlış olur. Fransa'nın aşırı sağ muhalefetinin lideri olan Marine Le Pen'in Yunanistan'ın mega kanalına yaptığı açıklamada, seçildiği taktirde Cameron'un önerisine benzer bir öneriyle, Fransa’nın AB üyeliğini referanduma götürülebileceğini söyledi. Görülüyor ki sağlam temellere kurulduğu düşünülen bu Avrupa entegrasyonu kağıttan kaplandır işte bu nedenle Rusya-Avrupa ticareti bazındaki değerlendirme 10-15 sene için geçerlilik taşısa da daha sonrası için yorumlamak gerçekçi olmayacaktır. 

   Peki gelecek, Rusya için neleri öngörüyor. Enerji konusu her ne kadar Rusya'yı ekonomik anlamda sıkıntıya soksa da batıya ihraç edilemeyen enerjinin elde kalması pek mümkün değil. Doğunun enerji ihtiyacını buna örnek gösterebiliriz. 2014 yılında Rusya'nın Çin, Japonya ve Güney Kore'ye petrol satışları %25 arttı bunun yanında Arap petrol sevkiyatının payı %26dan %24 e geriledi. Bütün bunlar gösteriyor ki Rusya'nın petrol arzı rekabet edilemeyecek düzeyde Asya'da bir hakimiyet kuruyor. Bu ticari ilişki ŞİO gibi oluşumlarla birlikte incelendiği taktirde ileriki zamanlarda Rusya ile Asya arasındaki bağlılığı pekiştirebilir . Yani kendini başat güç olarak görmekte ısrarcı olan ABD'ye rağmen doğuda güçlü bir entegrasyonun oluşma ihtimali yüksek. Aslında bunun ABD için pek de kötü olmadığını bile söyleyebiliriz nihayetinde terörün güvenlikleştirilmesi yorucu bir süreç bunun yerine 2 kutuplu bir güvenlikleştirme başat gücün de işine gelebilir. 

Global sistemde alternatif entegrasyon: Şanghay İşbirliği Örgütü


   Şanghay İşbirlii Örgütü (ŞİÖ) 26 Nisan 1996 yılında anghay'da toplanan 5 ülkenin Sınır Bölgelerinde Askeri Güvenin Derinletirilmesi Anlamasının imzalamasıyla kurulmutur. Çin ve Rusya odaklı olan örgütün temel amacı dünya politikasında Amerika Birleik Devletleri'ni dengelemek olduu kadar, Avrasya'daki gelimelere dımüdahaleyi uzak tutacak ekilde bölgeyi Pekin ve Moskova'nın yönlendirmesiydi. Bu kapsamda Çin ve Rusya arasına sıkıOrta Asya devletleri dengeleme politikasının bir aracı olmulardır. Örgütün asıl kuruluamacı güç dengesini salamak olsa da kurulduu zamandan bu güne birçok konuda aktif ve faydalı rol oynamıtır.

   Bu faydalı rollerden balıca olanı tartıılmaz biçimde terörle mücadele alanıdır. 7 yıldan fazla bir süre boyunca, ŞİÖ tarafından yalnızca siyasi ve hukuki ilkeleri deil aynı zamanda terörizmle mücadele için kurumsal temeli de ortaya koyan üç belge kabul edilmitir. Bunlardan ilki 2001 yılında imzalanmış Şanghay Terörizm Ayrılıkçılık ve Aırılıkçılık ile Mücadele Sözlemesidir. kinci belge 2002 yılının Haziran ayında imzalanan Bölgesel Terörizmle Mücadele Yapılanması Anlamasıdır. Bu anlama güvenlie dayalı ibirlii konusunda üye devletlerin dayanak noktasını oluturmutur. Bu anlama istihbarat ve askeri ibirlii ile etkileyici sonuçlar dourmutur. Son olarak üçüncü belge 2005 Temmuz ayında örgüt tarafından kabul edilen Terörizm, Ayrılıkçılık ve Aırılıkçılıkla Mücadelede ŞİÖ Üye devletleri Arasında İş Birlii için Çalıma Planıdır. Bu plan dier anlamalara göre daha kapsamlı ve yapıcıdır bunun balıca nedeni yalnızca askeri düzeyde mücadele deil sorunun köküne inip ibirlii ile çözümleme taktii ön plandadır.
Örgüt her ne kadar güç dengesi politikası çerçevesinde kurulmugibi gözüksede kuruluun arkasında yatan ekonomik çıkarları gözardı etmek mümkün deil lakin 1996-2000 yılları arasında Rusya'nın Çin'e yaptıı silah ihracatı 3,3 milyar doları adurumdadır. Orta Asya devletlerinin ekonomik balayıcılıkları ise Sovyet Devleti'nin çöküünden hemen sonraki dönem ile balar. Sovyetlerin çökmesi ile birlikte ekonomik anlamda liberal hevesleriyle var olan bir Rusya domutur ve bu devlet çıkarlar dorultusunda batıyı görmezden gelmemitir. Batıya yakınlama politikalarını ön plana koyan Rusya ile baımsızlıklarını yeni kazanan ve bu balamda milli duyguları koruyarak varolmaya çalıan Orta Asya devletleri ekonomik açıdan uzak durmulardır üphesiz ki bunun nedeni hem ekonomisi yeni liberalleen bir devlete olan güvensizlik hem de Rusya'nın Batı yanlı politikaları. Bu süreç en çok Çin'in iine yaramıtır, sovyetlerden yeni kopmuOrta Asya devletleri her ne kadar komünist rejimlerin istikrar durumuna güvensizlik duyuyorsa da Çin kendisini 'komünist sistem içerisinde kalarak ekonomik açıdan hızla kalkınan bir devlet modeli' olarak sunmutur. Karılarında bulunan bu iyi model yeni devletler için iyi bir alternatif oluturdu. Bu balamda 1990'ların ilk yarısında var olan uzun sınırların da etkisiyle Çin'in özellikle Kazakistan ve Kırgızistan ile olan ticareti oldukça artmıtır. Çin'in sadece Kazakistan'la olan ticaret hacmi 1996'da 500 milyar dolara ulatır.

   ŞİÖ'nün ekonomik anlamdaki ibirlii çalımaları 2003 yılında sonuçlanmıtır. Ekonomik ibirliinin geç olgunlamasının nedeni örgütün ''Güç Dengesi'' ve ''Sınır Güvenlii'' odaklı kurulmuolması. Lakin 2001 yılında düzenlenen altıncı zirvede sınır komuluu bulunmayan Özbekistan'ın da örgüte dahil olması artık örgütün kuruluplanlamalarından öte misyonlar üstleneceinin habercisi olmutur. 23 Eylül 2004'te 100 maddelik bir plan imzalanmıtır. Bu plan bölgesel anlamda serbest ticareti mümkün kılmak ve ekonomik anlamda zayıf devletler ile ibirliini ön plana koymak adına imzalanmıtır.

   25 Ekim 2005, ŞİÖ Moskova zirvesinde, ŞİÖ'nün ortak enerji projelerine öncelik tanıyacaı açıklanmı, özellikle de petrol ve gaz sektörüyle ve su kaynaklarının ortak kullanımı üzerinde durulacaı belirtilmitir. Ortak projelerin finansmanı için bir ŞİÖ Interbank'ının kurulması kabul edilmitir. Şİnterbank kurumunun ilk toplantısı ubat 2006'da Pekin'de yapıldı. 30 Kasım 2006'da,Almatı'da düzenlenen ŞİÖ konferansında Rus Dıileri bakanı ŞİÖ'nün bir "Enerji Kulübü" kurulması konusunda planlar yaptıını belirtmitir.
   ŞİO'nün 17 senelik geliim sürecine baktıımızda güvenlik politikaları ve ekonomik ibirlii açısından NATO ve Avrupa Birliine bir alternatif olması muhtemel. Ama hereyden önce örgütün hangi devlet için bir alternatif olacaın incelememiz lazım. ŞİÖ küresel anlamda etki ve ibirliini aını geniletmek istesede, örgütün yeni kurulmuolması ve hala bölgesel nitelikler taıması corafi anlamda uzak devletler için henüz bir alternatif olmadıının ispatıdır. Bu nedenle ŞİÖ'nün Türkiye için NATO ve Avrupa Birlii'ne bir alternatif olması hatta daha olumlu bir alternatif olduunu Türkiye babakanı Tayyip Erdoan u sözleriyle dile getirmitir ''. AB üyesi ülkelerin içinde birçou bizim konumumuzda deil, hepsi ortada. En az 10 tanesi Türkiye ile mukayese edilecek durumda deil. Türkiye'yi almayılarının sebeplerini biliyoruz, kendileri de biliyor. Biz de bunu bazıları açıklıyor. Ama ben bunu bir televizyon programında söylediimde farklı yere doru çekilir. NATO Türkiye'yi, halkı Müslüman olan bir ülke olarak zamanında almı. Ama imdi yeni, halkı Müslüman olan ülkeleri almakta hep bariyer oluturuyor, almıyorlar. Bu bir zihniyetin nasıl tıkalı olduunu gösteriyor. AB de 'NATO'nun dütüü yanlıa dümek istemiyorum' diyor. anghay İşbirlii Örgütü'ne girmek istediimizi belirttik. 'Gelin denilirse, geliriz' dedik. Pakistan ve Hindistan da istiyor. Onların da talebi var, hep beraber göreceiz.''
   Peki söz konusu örgütün Türkiye için muhtemel olumlu ve olumsuzluk durumlarını 'alternatif olabilir mi' sorusu kapsamında inceleyelim:

   Ekonomik açıdan bakıldıında Türkiye örgüte üye ülkeler ile mevcut ticari ilikilerini gelitirebilir. Örgüt, Avrasya yüzölçümünün 3/5'ine denk gelen yaklaık 30.186.000 kilometrekarelik bir alanı kapsamaktadır ve örgüte üye ülkelerin toplam nüfusu 1.5 milyara ulamaktadır. Bu bilgi pazar olanakları açısından örgütün Türkiye için olumlu sonuçlar douracaının ispatıdır. Mevcut durumda Rusya ile ticari ilikileri gelimekte olan Türkiye örgüte üyelik durumunda ticari ilikilerini gelitirmekle birlikte Çin ve dier üye devletlerde bir büyük bir pazar oluturabilir. Örgütün Türkiye için ticari anlamda birçok olumlu sonuç douracaı kesindir lakin ekonomik balamda yalnızca ticari deil enerji anlamında da bir çok avantaj salayabilir. Üye ülkelerin kanıtlanmıdünya rezervleri aaıdaki tabloda verilmitir:
Kanıtlanmıdünya rezervi
172 trilyon m3
Rusya
47,5 trilyon m3
Özbekistan
1,79 trilyon m3
Kazakistan
1,76 trilyon m3
Çin Halk Cumhuriyeti
2,45 trilyon m3
Kırgızistan
5,43 milyar m3
Tacikistan
5,43 milyar m3
Tabloda da görüldüü gibi üye ülkelerin kanıtlanmıdünya rezerv oranları bir hayli yüksektir hatta bu oranlar toplam dünya gaz rezervlerinin %30'una denk gelmektedir. Bu balamda Türkiye'nin gaz ihtiyacı göz önüne alınırsa üye ülkeler ile yapılacak enerji anlamaları ile kendisine kesintisiz ve düük fiyata gaz olanaı salayabilir.Türkiye üyelik durumunda ekonomik anlamda birçok avantaja sahip olacaı aikar bu anlamda incelememiz gereken bir dier konu ise Batı ile olan ekonomik ilikilerin bu üyelikten nasıl etkileneceidir. Mevcut iliki durumuna bakılırsa Türkiye, topluluk ile Gümrük Birlii anlamasına sahip ve bu anlama, Türkiye için batı ile yapılan ticarette birçok avantaj salıyor. Sadece Gümrük Antlaması deil AB'nin yakın zamanda gelimekte olan devletlerle serbest ticaret antlaması yapması söz konusu, kısa süre içinde AB'nin birçok devletle müzakere sürecini balatması bekleniyor. AB'ye üye olma durumunda ise sahip olacaı ticaret hacminin artacaını söylemekte fayda var ayrıca kültür, teknoloji bata olmak üzere AB'ye üyeliin dier olumluluklarını da göz ardı etmemek gerekir. Lakin AB ile Türkiye arasındaki ilikiler ve üyelik durumu Erdoan'ın da bahsettii gibi AB'den kaynaklı bir tıkanıklık yaamaktadır. Tüm bunlar göz önüne alındıında ŞİÖ'ye üyeliin Türkiye için kuvvetli bir alternatif olduunu anlamak zor deil. Üyelikten etkilenme durumu Batı'da yalnızca AB açısından deil ABD açısından da incelenmelidir. ABD ve Türkiye arasındaki ticari ilikiler 2011 yılında yaklaık 20 milyar dolar olmutur, ulaılan bu rakam 2010 yılıyla kıyaslandıında %34'lük bir artıgözlenmektedir. Buradan da anlaılacaı gibi ABD ile sürekli artan bir ticari iliki süreci yaanmaktadır. ran'ın muhtemel üyelii ve yapılması planlanan gaz anlamaları ayrıca örgütün ABD'ye gözlemci statüsü vermemesi endielere yol açmıtır. Örgütün askeri bir güç blou oluturma olasılıı da bu endieleri kuvvetlendirmitir. Bu nedenle olası üyelik durumunda yalnızca AB ile olan ilikilerin deil ABD ile olan ilikilerin de zedelenecei aikar.

   Şanghay İşbirlii Örgütü'nün kuruluamacındaki öncelik; terörizm, ayrılıkçılık ve aırılıkçılık ile mücadele etmek olsa da bunun silahlı kuvvetler olmadan yapılamayacaı belirtilmitir. Örgütün askeri anlamdaki ibirlii her ne kadar bölgesel anlamda güvenlik olsa da bu örgüte aynı zamanda askeri bir blok imajı yüklemektedir. Bu balamda konuyu ele alırsak AB'ye alternatif olarak göstermemiz zor. Bunun nedeni Avrupa entegrasyonu henüz askeriye alanında çok yol kat etmemiolduundan dolayı henüz oluturulmamıtır. Bu nedenle konuyu Türkiye'nin NATO üyelii ve ŞİÖ'ye üyelik durumunda NATO destekli bir Avrupa soyutlanması bazında ele alabilir. Bilindii üzere örgütün kuruluamacı barıçıl anlamda bölgesel güvenlii simgelese de 2005 Astana Zirvesi'nde ŞİÖ topraklarındaki askeri üslerini boaltması için ABD'den bir zaman çizelgesinin belirlemesini talep etmesi ve akabinde Özbekistan'ın ABD'den kendi topraklarında bulunan K2 üssünden çekilmesini resmen istemesi, ŞİÖ'nün bir enerji karteline dönümesi tehlikesi ve bugüne kadarki en kapsamlı askeri tatbikat olan 2007 BarıTatbikatı'nın baarısı örgütün barıçıl yönüne duyulan güvensizlii arttırmıtır. Bu nedenle Türkiye NATO üyeliini bir kenara bırakıp ŞİÖ alternatifini deerlendirir ve örgüte üyelik durumu oluursa NATO ile olan ilikilerinde bir çıkmaza girilir. Aynı zamanda yalnızca NATO deil AB'ye üyelik sürecini de baltalamıolur.
Bir dier konu iste muhtemelen ŞİÖ'nün en etkili olduu alan yani terör meselesi. Öyle ki ŞİÖ 2003 yılından beri düzenledii askeri tatbikatlar ile bölgede ABD'ye ihtiyaç olmadıının sinyallerini vermilerdir. Bu balamda ŞİÖ'nün üç eytani gücü arasında Türkiye için en önemlisi üphesiz 'ulusal ayrılıkçı güçler'dir. 1974 yılından bugüne kadar terörle mücadele alanında birçok sorun yaayan Türkiye askeri imkanları boyutunda terörle mücadele etmitir. Terör konusunda NATO'dan somut bir destek görmeyen Türkiye aynı ekilde askeri yapılanmadan uzak olan AB'den de bir yardım talep etmemitir. ŞİÖ'ye üyelik durumunda ise örgütün Orta Asya'da bir güvenlik aı oluturmak istedii aikar. Türkiye için bu aiçerisinde yer almanın bir çok faydası olacaktır bunlardan en önemlisi muhtemelen Terör konusunda alacaı destektir. kinci fayda ise terör ile balantılı olarak uyuturucu ticareti sorunudur. Bilindii gibi Türkiye'deki terör örgütleri uyuturucu kaçakçılıı ile finanse edilmektedir. 2001 yılından beri çalımalar göz önünde bulundurulduunda ŞİÖ'nün kaçakçılık konusundaki etkisi tartıılmaz. Bu anlamda örgüt üyeliinin terörle mücadele açısından Türkiye'ye büyük katkıları olacaını söylemek zor deil.

   Sonuç olarak Türkiye'nin dünyanın en güçlü savunma örgütü NATO'ya üye olduunu, birçokAvrupa kurumunda tam üye, AB ile de tam üyelik müzakeresi yaptıını göz önünde bulundurursak Erdoan'ın çıkıını daha çok AB'ye olan tepkisinin bir yansıması olarak görebiliriz. anghay İşbirlii Örgütü'nün ekonomik anlamdaki ibirlii çalımalarına baktıımızda Türkiye için bir alternatif olacaını söyleyebiliriz. Lakin örgütün kuruluamacı bölgesel güvenlik odaklıdır ve bu kapsamda AB'nin askeri yetersizliini göz önünde bulundurduumuzda kıyaslamak mümkün deil. Bu balamda ŞİÖ hem askeri hem ekonomik bir örgüt olması dolayısıyla yalnızca Avrupa Birlii'ne deil aynı zamanda küresel güvenlik odaklı NATO'ya da bir alternatif olarak gösterilebilir. Ancak Erdoan'ın BOP eş bakanlıı, Libya'ya müdahalede Batı Koalisyonu içinde yer alması, NATO tarafından Türkiye'ye yerletirilen Patriot füzeleri ve Suriye sorununa ABD ile aynı politik bakıaçısıyla yaklaması Türkiye'nin ŞİÖ üyelii konusuna kukuyla yaklaılmasına neden olmaktadır. Son olarak konu hakkındaki benim ahsi görüüm ŞİÖ ve AB'nin birbirine alternatif bir örgüt olmaktan öte bir örgüt bile olamayacak nitelikte olmaları. Metin boyunca bahsettiim konuları göz önünde bulundurursak bunlar örgütsel anlamda deil ülkesel anlamda güçlerdir yani ŞİÖ örgüt olduu için deil Rusya olduu için güçlüdür ve AB daha da kötü olarak Avrupa'da bulunan stratejik karmaanın küresel anlamda yönetim politikası olarak kurulmasından ibarettir. Erdoan politik bir oyun oynadıını sanarak blöf giriiminde bulunmutur ve bunun somut bir sonucu olmasa bile soyut bir güven sorunu yarattıı aikardır. Kim bilir belki bugün Suriye konusunda bu denli sert bir durusergilemesinin nedeni ŞİÖ hakkındaki söylemlerinin oluturduu güvensizlik ortamını yumuatmaktır.
  

Copyright © Fırat Çakır Blog