Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) 26 Nisan 1996 yılında Şanghay'da toplanan 5 ülkenin Sınır
Bölgelerinde Askeri Güvenin Derinleştirilmesi Anlaşmasının imzalamasıyla kurulmuştur. Çin ve
Rusya odaklı olan örgütün temel amacı dünya politikasında Amerika Birleşik Devletleri'ni
dengelemek olduğu kadar, Avrasya'daki gelişmelere dış müdahaleyi uzak tutacak şekilde bölgeyi
Pekin ve Moskova'nın yönlendirmesiydi. Bu kapsamda Çin ve Rusya arasına sıkışmış Orta Asya
devletleri dengeleme politikasının bir aracı olmuşlardır. Örgütün asıl kuruluş amacı güç dengesini
sağlamak olsa da kurulduğu zamandan bu güne birçok konuda aktif ve faydalı rol oynamıştır.
Bu faydalı rollerden başlıca olanı tartışılmaz biçimde terörle mücadele alanıdır. 7 yıldan fazla bir süre boyunca, ŞİÖ tarafından yalnızca siyasi ve hukuki ilkeleri değil aynı zamanda terörizmle mücadele için kurumsal temeli de ortaya koyan üç belge kabul edilmiştir. Bunlardan ilki 2001 yılında imzalanmış Şanghay Terörizm Ayrılıkçılık ve Aşırılıkçılık ile Mücadele Sözleşmesidir. İkinci belge 2002 yılının Haziran ayında imzalanan Bölgesel Terörizmle Mücadele Yapılanması Anlaşmasıdır. Bu anlaşma güvenliğe dayalı işbirliği konusunda üye devletlerin dayanak noktasını oluşturmuştur. Bu anlaşma istihbarat ve askeri işbirliği ile etkileyici sonuçlar doğurmuştur. Son olarak üçüncü belge 2005 Temmuz ayında örgüt tarafından kabul edilen Terörizm, Ayrılıkçılık ve Aşırılıkçılıkla Mücadelede ŞİÖ Üye devletleri Arasında İş Birliği için Çalışma Planıdır. Bu plan diğer anlaşmalara göre daha kapsamlı ve yapıcıdır bunun başlıca nedeni yalnızca askeri düzeyde mücadele değil sorunun köküne inip işbirliği ile çözümleme taktiği ön plandadır.
Örgüt her ne kadar güç dengesi politikası çerçevesinde kurulmuş gibi gözüksede kuruluşun arkasında yatan ekonomik çıkarları gözardı etmek mümkün değil lakin 1996-2000 yılları arasında Rusya'nın Çin'e yaptığı silah ihracatı 3,3 milyar doları aşmış durumdadır. Orta Asya devletlerinin ekonomik bağlayıcılıkları ise Sovyet Devleti'nin çöküşünden hemen sonraki dönem ile başlar. Sovyetlerin çökmesi ile birlikte ekonomik anlamda liberal hevesleriyle var olan bir Rusya doğmuştur ve bu devlet çıkarlar doğrultusunda batıyı görmezden gelmemiştir. Batıya yakınlaşma politikalarını ön plana koyan Rusya ile bağımsızlıklarını yeni kazanan ve bu bağlamda milli duyguları koruyarak varolmaya çalışan Orta Asya devletleri ekonomik açıdan uzak durmuşlardır şüphesiz ki bunun nedeni hem ekonomisi yeni liberalleşen bir devlete olan güvensizlik hem de Rusya'nın Batı yanlı politikaları. Bu süreç en çok Çin'in işine yaramıştır, sovyetlerden yeni kopmuş Orta Asya devletleri her ne kadar komünist rejimlerin istikrar durumuna güvensizlik duyuyorsa da Çin kendisini 'komünist sistem içerisinde kalarak ekonomik açıdan hızla kalkınan bir devlet modeli' olarak sunmuştur. Karşılarında bulunan bu iyi model yeni devletler için iyi bir alternatif oluşturdu. Bu bağlamda 1990'ların ilk yarısında var olan uzun sınırların da etkisiyle Çin'in özellikle Kazakistan ve Kırgızistan ile olan ticareti oldukça artmıştır. Çin'in sadece Kazakistan'la olan ticaret hacmi 1996'da 500 milyar dolara ulaşmıştır.
ŞİÖ'nün ekonomik anlamdaki işbirliği çalışmaları 2003 yılında sonuçlanmıştır. Ekonomik işbirliğinin geç olgunlaşmasının nedeni örgütün ''Güç Dengesi'' ve ''Sınır Güvenliği'' odaklı kurulmuş olması. Lakin 2001 yılında düzenlenen altıncı zirvede sınır komşuluğu bulunmayan Özbekistan'ın da örgüte dahil olması artık örgütün kuruluş planlamalarından öte misyonlar üstleneceğinin habercisi olmuştur. 23 Eylül 2004'te 100 maddelik bir plan imzalanmıştır. Bu plan bölgesel anlamda serbest ticareti mümkün kılmak ve ekonomik anlamda zayıf devletler ile işbirliğini ön plana koymak adına imzalanmıştır.
25 Ekim 2005, ŞİÖ Moskova zirvesinde, ŞİÖ'nün ortak enerji projelerine öncelik tanıyacağı açıklanmış, özellikle de petrol ve gaz sektörüyle ve su kaynaklarının ortak kullanımı üzerinde durulacağı belirtilmiştir. Ortak projelerin finansmanı için bir ŞİÖ Interbank'ının kurulması kabul edilmiştir. ŞİÖ İnterbank kurumunun ilk toplantısı Şubat 2006'da Pekin'de yapıldı. 30 Kasım 2006'da,Almatı'da düzenlenen ŞİÖ konferansında Rus Dışişleri bakanı ŞİÖ'nün bir "Enerji Kulübü" kurulması konusunda planlar yaptığını belirtmiştir.
Tabloda da görüldüğü gibi üye ülkelerin kanıtlanmış dünya rezerv oranları bir hayli yüksektir hatta bu
oranlar toplam dünya gaz rezervlerinin %30'una denk gelmektedir. Bu bağlamda Türkiye'nin gaz
ihtiyacı göz önüne alınırsa üye ülkeler ile yapılacak enerji anlaşmaları ile kendisine kesintisiz ve
düşük fiyata gaz olanağı sağlayabilir.Türkiye üyelik durumunda ekonomik anlamda birçok avantaja sahip olacağı aşikar bu anlamda
incelememiz gereken bir diğer konu ise Batı ile olan ekonomik ilişkilerin bu üyelikten nasıl
etkileneceğidir. Mevcut ilişki durumuna bakılırsa Türkiye, topluluk ile Gümrük Birliği anlaşmasına
sahip ve bu anlaşma, Türkiye için batı ile yapılan ticarette birçok avantaj sağlıyor. Sadece Gümrük
Antlaşması değil AB'nin yakın zamanda gelişmekte olan devletlerle serbest ticaret antlaşması yapması
söz konusu, kısa süre içinde AB'nin birçok devletle müzakere sürecini başlatması bekleniyor. AB'ye
üye olma durumunda ise sahip olacağı ticaret hacminin artacağını söylemekte fayda var ayrıca kültür,
teknoloji başta olmak üzere AB'ye üyeliğin diğer olumluluklarını da göz ardı etmemek gerekir. Lakin
AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler ve üyelik durumu Erdoğan'ın da bahsettiği gibi AB'den kaynaklı
bir tıkanıklık yaşamaktadır. Tüm bunlar göz önüne alındığında ŞİÖ'ye üyeliğin Türkiye için kuvvetli
bir alternatif olduğunu anlamak zor değil. Üyelikten etkilenme durumu Batı'da yalnızca AB açısından
değil ABD açısından da incelenmelidir. ABD ve Türkiye arasındaki ticari ilişkiler 2011 yılında
yaklaşık 20 milyar dolar olmuştur, ulaşılan bu rakam 2010 yılıyla kıyaslandığında %34'lük bir artış
gözlenmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi ABD ile sürekli artan bir ticari ilişki süreci
yaşanmaktadır. İran'ın muhtemel üyeliği ve yapılması planlanan gaz anlaşmaları ayrıca örgütün
ABD'ye gözlemci statüsü vermemesi endişelere yol açmıştır. Örgütün askeri bir güç bloğu oluşturma
olasılığı da bu endişeleri kuvvetlendirmiştir. Bu nedenle olası üyelik durumunda yalnızca AB ile olan
ilişkilerin değil ABD ile olan ilişkilerin de zedeleneceği aşikar.
Sonuç olarak Türkiye'nin dünyanın en güçlü savunma örgütü NATO'ya üye olduğunu, birçokAvrupa kurumunda tam üye, AB ile de tam üyelik müzakeresi yaptığını göz önünde bulundurursak Erdoğan'ın çıkışını daha çok AB'ye olan tepkisinin bir yansıması olarak görebiliriz. Şanghay İşbirliği Örgütü'nün ekonomik anlamdaki işbirliği çalışmalarına baktığımızda Türkiye için bir alternatif olacağını söyleyebiliriz. Lakin örgütün kuruluş amacı bölgesel güvenlik odaklıdır ve bu kapsamda AB'nin askeri yetersizliğini göz önünde bulundurduğumuzda kıyaslamak mümkün değil. Bu bağlamda ŞİÖ hem askeri hem ekonomik bir örgüt olması dolayısıyla yalnızca Avrupa Birliği'ne değil aynı zamanda küresel güvenlik odaklı NATO'ya da bir alternatif olarak gösterilebilir. Ancak Erdoğan'ın BOP eş başkanlığı, Libya'ya müdahalede Batı Koalisyonu içinde yer alması, NATO tarafından Türkiye'ye yerleştirilen Patriot füzeleri ve Suriye sorununa ABD ile aynı politik bakış açısıyla yaklaşması Türkiye'nin ŞİÖ üyeliği konusuna kuşkuyla yaklaşılmasına neden olmaktadır. Son olarak konu hakkındaki benim şahsi görüşüm ŞİÖ ve AB'nin birbirine alternatif bir örgüt olmaktan öte bir örgüt bile olamayacak nitelikte olmaları. Metin boyunca bahsettiğim konuları göz önünde bulundurursak bunlar örgütsel anlamda değil ülkesel anlamda güçlerdir yani ŞİÖ örgüt olduğu için değil Rusya olduğu için güçlüdür ve AB daha da kötü olarak Avrupa'da bulunan stratejik karmaşanın küresel anlamda yönetim politikası olarak kurulmasından ibarettir. Erdoğan politik bir oyun oynadığını sanarak blöf girişiminde bulunmuştur ve bunun somut bir sonucu olmasa bile soyut bir güven sorunu yarattığı aşikardır. Kim bilir belki bugün Suriye konusunda bu denli sert bir duruş sergilemesinin nedeni ŞİÖ hakkındaki söylemlerinin oluşturduğu güvensizlik ortamını yumuşatmaktır.
Bu faydalı rollerden başlıca olanı tartışılmaz biçimde terörle mücadele alanıdır. 7 yıldan fazla bir süre boyunca, ŞİÖ tarafından yalnızca siyasi ve hukuki ilkeleri değil aynı zamanda terörizmle mücadele için kurumsal temeli de ortaya koyan üç belge kabul edilmiştir. Bunlardan ilki 2001 yılında imzalanmış Şanghay Terörizm Ayrılıkçılık ve Aşırılıkçılık ile Mücadele Sözleşmesidir. İkinci belge 2002 yılının Haziran ayında imzalanan Bölgesel Terörizmle Mücadele Yapılanması Anlaşmasıdır. Bu anlaşma güvenliğe dayalı işbirliği konusunda üye devletlerin dayanak noktasını oluşturmuştur. Bu anlaşma istihbarat ve askeri işbirliği ile etkileyici sonuçlar doğurmuştur. Son olarak üçüncü belge 2005 Temmuz ayında örgüt tarafından kabul edilen Terörizm, Ayrılıkçılık ve Aşırılıkçılıkla Mücadelede ŞİÖ Üye devletleri Arasında İş Birliği için Çalışma Planıdır. Bu plan diğer anlaşmalara göre daha kapsamlı ve yapıcıdır bunun başlıca nedeni yalnızca askeri düzeyde mücadele değil sorunun köküne inip işbirliği ile çözümleme taktiği ön plandadır.
Örgüt her ne kadar güç dengesi politikası çerçevesinde kurulmuş gibi gözüksede kuruluşun arkasında yatan ekonomik çıkarları gözardı etmek mümkün değil lakin 1996-2000 yılları arasında Rusya'nın Çin'e yaptığı silah ihracatı 3,3 milyar doları aşmış durumdadır. Orta Asya devletlerinin ekonomik bağlayıcılıkları ise Sovyet Devleti'nin çöküşünden hemen sonraki dönem ile başlar. Sovyetlerin çökmesi ile birlikte ekonomik anlamda liberal hevesleriyle var olan bir Rusya doğmuştur ve bu devlet çıkarlar doğrultusunda batıyı görmezden gelmemiştir. Batıya yakınlaşma politikalarını ön plana koyan Rusya ile bağımsızlıklarını yeni kazanan ve bu bağlamda milli duyguları koruyarak varolmaya çalışan Orta Asya devletleri ekonomik açıdan uzak durmuşlardır şüphesiz ki bunun nedeni hem ekonomisi yeni liberalleşen bir devlete olan güvensizlik hem de Rusya'nın Batı yanlı politikaları. Bu süreç en çok Çin'in işine yaramıştır, sovyetlerden yeni kopmuş Orta Asya devletleri her ne kadar komünist rejimlerin istikrar durumuna güvensizlik duyuyorsa da Çin kendisini 'komünist sistem içerisinde kalarak ekonomik açıdan hızla kalkınan bir devlet modeli' olarak sunmuştur. Karşılarında bulunan bu iyi model yeni devletler için iyi bir alternatif oluşturdu. Bu bağlamda 1990'ların ilk yarısında var olan uzun sınırların da etkisiyle Çin'in özellikle Kazakistan ve Kırgızistan ile olan ticareti oldukça artmıştır. Çin'in sadece Kazakistan'la olan ticaret hacmi 1996'da 500 milyar dolara ulaşmıştır.
ŞİÖ'nün ekonomik anlamdaki işbirliği çalışmaları 2003 yılında sonuçlanmıştır. Ekonomik işbirliğinin geç olgunlaşmasının nedeni örgütün ''Güç Dengesi'' ve ''Sınır Güvenliği'' odaklı kurulmuş olması. Lakin 2001 yılında düzenlenen altıncı zirvede sınır komşuluğu bulunmayan Özbekistan'ın da örgüte dahil olması artık örgütün kuruluş planlamalarından öte misyonlar üstleneceğinin habercisi olmuştur. 23 Eylül 2004'te 100 maddelik bir plan imzalanmıştır. Bu plan bölgesel anlamda serbest ticareti mümkün kılmak ve ekonomik anlamda zayıf devletler ile işbirliğini ön plana koymak adına imzalanmıştır.
25 Ekim 2005, ŞİÖ Moskova zirvesinde, ŞİÖ'nün ortak enerji projelerine öncelik tanıyacağı açıklanmış, özellikle de petrol ve gaz sektörüyle ve su kaynaklarının ortak kullanımı üzerinde durulacağı belirtilmiştir. Ortak projelerin finansmanı için bir ŞİÖ Interbank'ının kurulması kabul edilmiştir. ŞİÖ İnterbank kurumunun ilk toplantısı Şubat 2006'da Pekin'de yapıldı. 30 Kasım 2006'da,Almatı'da düzenlenen ŞİÖ konferansında Rus Dışişleri bakanı ŞİÖ'nün bir "Enerji Kulübü" kurulması konusunda planlar yaptığını belirtmiştir.
ŞİO'nün 17 senelik gelişim sürecine baktığımızda güvenlik politikaları ve ekonomik işbirliği
açısından NATO ve Avrupa Birliğine bir alternatif olması muhtemel. Ama herşeyden önce örgütün
hangi devlet için bir alternatif olacağın incelememiz lazım. ŞİÖ küresel anlamda etki ve işbirliğini
ağını genişletmek istesede, örgütün yeni kurulmuş olması ve hala bölgesel nitelikler taşıması coğrafi
anlamda uzak devletler için henüz bir alternatif olmadığının ispatıdır. Bu nedenle ŞİÖ'nün Türkiye için NATO ve Avrupa Birliği'ne bir alternatif olması hatta daha olumlu bir alternatif
olduğunu Türkiye başbakanı Tayyip Erdoğan şu sözleriyle dile getirmiştir ''. AB üyesi ülkelerin içinde
birçoğu bizim konumumuzda değil, hepsi ortada. En az 10 tanesi Türkiye ile mukayese edilecek
durumda değil. Türkiye'yi almayışlarının sebeplerini biliyoruz, kendileri de biliyor. Biz de bunu
bazıları açıklıyor. Ama ben bunu bir televizyon programında söylediğimde farklı yere doğru çekilir.
NATO Türkiye'yi, halkı Müslüman olan bir ülke olarak zamanında almış. Ama şimdi yeni, halkı
Müslüman olan ülkeleri almakta hep bariyer oluşturuyor, almıyorlar. Bu bir zihniyetin nasıl tıkalı
olduğunu gösteriyor. AB de 'NATO'nun düştüğü yanlışa düşmek istemiyorum' diyor. Şanghay
İşbirliği Örgütü'ne girmek istediğimizi belirttik. 'Gelin denilirse, geliriz' dedik. Pakistan ve Hindistan
da istiyor. Onların da talebi var, hep beraber göreceğiz.''
Peki söz konusu örgütün Türkiye için muhtemel olumlu ve olumsuzluk durumlarını 'alternatif olabilir mi' sorusu kapsamında inceleyelim:
Ekonomik açıdan bakıldığında Türkiye örgüte üye ülkeler ile mevcut ticari ilişkilerini geliştirebilir. Örgüt, Avrasya yüzölçümünün 3/5'ine denk gelen yaklaşık 30.186.000 kilometrekarelik bir alanı kapsamaktadır ve örgüte üye ülkelerin toplam nüfusu 1.5 milyara ulaşmaktadır. Bu bilgi pazar olanakları açısından örgütün Türkiye için olumlu sonuçlar doğuracağının ispatıdır. Mevcut durumda Rusya ile ticari ilişkileri gelişmekte olan Türkiye örgüte üyelik durumunda ticari ilişkilerini geliştirmekle birlikte Çin ve diğer üye devletlerde bir büyük bir pazar oluşturabilir. Örgütün Türkiye için ticari anlamda birçok olumlu sonuç doğuracağı kesindir lakin ekonomik bağlamda yalnızca ticari değil enerji anlamında da bir çok avantaj sağlayabilir. Üye ülkelerin kanıtlanmış dünya rezervleri aşağıdaki tabloda verilmiştir:
Peki söz konusu örgütün Türkiye için muhtemel olumlu ve olumsuzluk durumlarını 'alternatif olabilir mi' sorusu kapsamında inceleyelim:
Ekonomik açıdan bakıldığında Türkiye örgüte üye ülkeler ile mevcut ticari ilişkilerini geliştirebilir. Örgüt, Avrasya yüzölçümünün 3/5'ine denk gelen yaklaşık 30.186.000 kilometrekarelik bir alanı kapsamaktadır ve örgüte üye ülkelerin toplam nüfusu 1.5 milyara ulaşmaktadır. Bu bilgi pazar olanakları açısından örgütün Türkiye için olumlu sonuçlar doğuracağının ispatıdır. Mevcut durumda Rusya ile ticari ilişkileri gelişmekte olan Türkiye örgüte üyelik durumunda ticari ilişkilerini geliştirmekle birlikte Çin ve diğer üye devletlerde bir büyük bir pazar oluşturabilir. Örgütün Türkiye için ticari anlamda birçok olumlu sonuç doğuracağı kesindir lakin ekonomik bağlamda yalnızca ticari değil enerji anlamında da bir çok avantaj sağlayabilir. Üye ülkelerin kanıtlanmış dünya rezervleri aşağıdaki tabloda verilmiştir:
|
Kanıtlanmış dünya rezervi
|
172 trilyon m3
|
|
Rusya
|
47,5 trilyon m3
|
|
Özbekistan
|
1,79 trilyon m3
|
|
Kazakistan
|
1,76 trilyon m3
|
|
Çin Halk Cumhuriyeti
|
2,45 trilyon m3
|
|
Kırgızistan
|
5,43 milyar m3
|
|
Tacikistan
|
5,43 milyar m3
|
Şanghay İşbirliği Örgütü'nün kuruluş amacındaki öncelik; terörizm, ayrılıkçılık ve aşırılıkçılık ile
mücadele etmek olsa da bunun silahlı kuvvetler olmadan yapılamayacağı belirtilmiştir. Örgütün askeri
anlamdaki işbirliği her ne kadar bölgesel anlamda güvenlik olsa da bu örgüte aynı zamanda askeri bir
blok imajı yüklemektedir. Bu bağlamda konuyu ele alırsak AB'ye alternatif olarak göstermemiz zor.
Bunun nedeni Avrupa entegrasyonu henüz askeriye alanında çok yol kat etmemiş olduğundan dolayı
henüz oluşturulmamıştır. Bu nedenle konuyu Türkiye'nin NATO üyeliği ve ŞİÖ'ye üyelik durumunda
NATO destekli bir Avrupa soyutlanması bazında ele alabilir. Bilindiği üzere örgütün kuruluş amacı
barışçıl anlamda bölgesel güvenliği simgelese de 2005 Astana Zirvesi'nde ŞİÖ topraklarındaki askeri
üslerini boşaltması için ABD'den bir zaman çizelgesinin belirlemesini talep etmesi ve akabinde
Özbekistan'ın ABD'den kendi topraklarında bulunan K2 üssünden çekilmesini resmen istemesi,
ŞİÖ'nün bir enerji karteline dönüşmesi tehlikesi ve bugüne kadarki en kapsamlı askeri tatbikat olan
2007 Barış Tatbikatı'nın başarısı örgütün barışçıl yönüne duyulan güvensizliği arttırmıştır. Bu nedenle
Türkiye NATO üyeliğini bir kenara bırakıp ŞİÖ alternatifini değerlendirir ve örgüte üyelik durumu
oluşursa NATO ile olan ilişkilerinde bir çıkmaza girilir. Aynı zamanda yalnızca NATO değil AB'ye
üyelik sürecini de baltalamış olur.
Bir diğer konu iste muhtemelen ŞİÖ'nün en etkili olduğu alan yani terör meselesi. Öyle ki ŞİÖ 2003 yılından beri düzenlediği askeri tatbikatlar ile bölgede ABD'ye ihtiyaç olmadığının sinyallerini vermişlerdir. Bu bağlamda ŞİÖ'nün üç şeytani gücü arasında Türkiye için en önemlisi şüphesiz 'ulusal ayrılıkçı güçler'dir. 1974 yılından bugüne kadar terörle mücadele alanında birçok sorun yaşayan Türkiye askeri imkanları boyutunda terörle mücadele etmiştir. Terör konusunda NATO'dan somut bir destek görmeyen Türkiye aynı şekilde askeri yapılanmadan uzak olan AB'den de bir yardım talep etmemiştir. ŞİÖ'ye üyelik durumunda ise örgütün Orta Asya'da bir güvenlik ağı oluşturmak istediği aşikar. Türkiye için bu ağ içerisinde yer almanın bir çok faydası olacaktır bunlardan en önemlisi muhtemelen Terör konusunda alacağı destektir. İkinci fayda ise terör ile bağlantılı olarak uyuşturucu ticareti sorunudur. Bilindiği gibi Türkiye'deki terör örgütleri uyuşturucu kaçakçılığı ile finanse edilmektedir. 2001 yılından beri çalışmalar göz önünde bulundurulduğunda ŞİÖ'nün kaçakçılık konusundaki etkisi tartışılmaz. Bu anlamda örgüt üyeliğinin terörle mücadele açısından Türkiye'ye büyük katkıları olacağını söylemek zor değil.
Bir diğer konu iste muhtemelen ŞİÖ'nün en etkili olduğu alan yani terör meselesi. Öyle ki ŞİÖ 2003 yılından beri düzenlediği askeri tatbikatlar ile bölgede ABD'ye ihtiyaç olmadığının sinyallerini vermişlerdir. Bu bağlamda ŞİÖ'nün üç şeytani gücü arasında Türkiye için en önemlisi şüphesiz 'ulusal ayrılıkçı güçler'dir. 1974 yılından bugüne kadar terörle mücadele alanında birçok sorun yaşayan Türkiye askeri imkanları boyutunda terörle mücadele etmiştir. Terör konusunda NATO'dan somut bir destek görmeyen Türkiye aynı şekilde askeri yapılanmadan uzak olan AB'den de bir yardım talep etmemiştir. ŞİÖ'ye üyelik durumunda ise örgütün Orta Asya'da bir güvenlik ağı oluşturmak istediği aşikar. Türkiye için bu ağ içerisinde yer almanın bir çok faydası olacaktır bunlardan en önemlisi muhtemelen Terör konusunda alacağı destektir. İkinci fayda ise terör ile bağlantılı olarak uyuşturucu ticareti sorunudur. Bilindiği gibi Türkiye'deki terör örgütleri uyuşturucu kaçakçılığı ile finanse edilmektedir. 2001 yılından beri çalışmalar göz önünde bulundurulduğunda ŞİÖ'nün kaçakçılık konusundaki etkisi tartışılmaz. Bu anlamda örgüt üyeliğinin terörle mücadele açısından Türkiye'ye büyük katkıları olacağını söylemek zor değil.
Sonuç olarak Türkiye'nin dünyanın en güçlü savunma örgütü NATO'ya üye olduğunu, birçokAvrupa kurumunda tam üye, AB ile de tam üyelik müzakeresi yaptığını göz önünde bulundurursak Erdoğan'ın çıkışını daha çok AB'ye olan tepkisinin bir yansıması olarak görebiliriz. Şanghay İşbirliği Örgütü'nün ekonomik anlamdaki işbirliği çalışmalarına baktığımızda Türkiye için bir alternatif olacağını söyleyebiliriz. Lakin örgütün kuruluş amacı bölgesel güvenlik odaklıdır ve bu kapsamda AB'nin askeri yetersizliğini göz önünde bulundurduğumuzda kıyaslamak mümkün değil. Bu bağlamda ŞİÖ hem askeri hem ekonomik bir örgüt olması dolayısıyla yalnızca Avrupa Birliği'ne değil aynı zamanda küresel güvenlik odaklı NATO'ya da bir alternatif olarak gösterilebilir. Ancak Erdoğan'ın BOP eş başkanlığı, Libya'ya müdahalede Batı Koalisyonu içinde yer alması, NATO tarafından Türkiye'ye yerleştirilen Patriot füzeleri ve Suriye sorununa ABD ile aynı politik bakış açısıyla yaklaşması Türkiye'nin ŞİÖ üyeliği konusuna kuşkuyla yaklaşılmasına neden olmaktadır. Son olarak konu hakkındaki benim şahsi görüşüm ŞİÖ ve AB'nin birbirine alternatif bir örgüt olmaktan öte bir örgüt bile olamayacak nitelikte olmaları. Metin boyunca bahsettiğim konuları göz önünde bulundurursak bunlar örgütsel anlamda değil ülkesel anlamda güçlerdir yani ŞİÖ örgüt olduğu için değil Rusya olduğu için güçlüdür ve AB daha da kötü olarak Avrupa'da bulunan stratejik karmaşanın küresel anlamda yönetim politikası olarak kurulmasından ibarettir. Erdoğan politik bir oyun oynadığını sanarak blöf girişiminde bulunmuştur ve bunun somut bir sonucu olmasa bile soyut bir güven sorunu yarattığı aşikardır. Kim bilir belki bugün Suriye konusunda bu denli sert bir duruş sergilemesinin nedeni ŞİÖ hakkındaki söylemlerinin oluşturduğu güvensizlik ortamını yumuşatmaktır.

0 yorum :
Yorum Gönder