Türkiye, belki de tarihinde ilk defa böyle karmaşık bir dış politika görüntüsü yansıtmakta. 15 Temmuz ile birlikte artık Türkiye dış politikası diye adlandırabileceğimiz bir eksen kalmamıştır. Elbette bahsi geçen istikrarsızlık görüntüsü sadece bu tarihlere özgü bir durum değildir daha önceden de hatırlayacağımız gibi gerek Ortadoğu gerek İsrail meselelerine benzer tutarsızlıklar söz konusuydu lakin darbe girişimi sonrası yaşanan süreç ne bir istikrar yoksunluğu ile ne de tutarsızlıkla açıklanabilir. Bu tüm taraflarını kaybettiği düşüncesinde olan şizofrenik bir yaklaşımla açıklanabilir. Şizofeni diye adlandırmam mevcut politikanın olumsuzluğundan ziyade belirsizliği ile ilintilidir. Bu belirsizliğin tek nedeni elbette Türkiye değildir. Darbe sürecinde BM üyelerinin özetle Batı'nın realist hatta çıkar odaklı bir yaklaşımla geç tepki vermesi bu gidişatı belirleyen ana unsur olmuştur.
Peki Batı tepki vermekte neden geçikti?
Şüphesiz bu davranışın altında çıkar odaklı yürütülen dış politika mantığı yatmaktadır. Birleşmiş Milletlerin idealist görünüşünün altında yatan realist temel yeni bir durum değildir. Yakın tarihimizde gerçekleşen Arap Baharı'na bakacak olursak sürecin başlangıcı ve sonrası olarak iki aşamalı BM görüşü karşımıza çıkacaktır. Bugün Türkiye'de olduğu gibi Arap Baharı'nın ilk zamanlarında Ban Ki-mun Arap Baharı'nı başka devletlerin iç işleri olarak görmüştü lakin sonraki tarihlerde bunun böyle olmadığında karar kıldı ya da kendi ana çalışma mantığı olan realizmi devreye soktu. Bu örnek yakın tarihimiz açısından önem arz etmektedir ve bu geçmiş dönemlere ait Ruanda gibi birçok örnekle pekiştirilebilir. Yani anlayacağımız gibi BM müttefikten öte, üye devletlerini bile koruma veya savunma aşamasında her defasında kötü birer sınav vermektedir. Tabi ki burada BM'yi tamamen kurumsal olarak ele almak yapılacak en büyük hatadır. Örgütün daimi üyeleri ve örgüte bugünkü küresel gücü atfeden batılı büyük devletler sürecin bu hale gelmesinde etkili olmuşlardır.
Karmaşıklık diye adlandırdığımız bu dış politika sürecinin aktörleri sırasıyla Batı ve Türkiye'dir. Öncelikle Türkiye'nin böyle bir durumda hesap sorabilir konuma geçmesi için geçmişi ile yüzleşmesi de bir gerekliliktir. Öyle ki geçmişte Suriye ve Arap Devletleri konusunda tam bir işbirliği mantığı ile yaklaşan Türkiye Arap Baharı sonrasında 15 Temmuzda batının verdiği tepkiye benzer bir şekilde çıkar odaklı bir yaklaşım sergilemiştir. Bu bağlamda Türkiye'nin dış politikada idealist olmadığı gerçeğini de göz önünde bulundurmakta fayda var.
Elbette süreç, Türkiye'nin Arap Baharı yaklaşımı ortaya sürülerek temize çıkarılamaz. Dış politikada her haraketin bir sonucu olduğu gibi Batı'nın darbe zamanı tutunduğu davranışın da bir sonucu olacaktı. Lakin kimse bu sürecin ya da Türkiye tarafından gelecek tepkinin bu denli ani ve sert olmasını beklemiyordu. Önce Putin ile yapılan görüşme ardından Ruhani ile yapılan görüşmeler Türkiye'nin yok olan güven bağlamında yeni bir çizgiye dahil olmak isteğini gözler önüne sermektedir. Elbette burada Türkiye'nin tutumu düşman safına geçmek olarak açıklanamaz. Darbe girişiminde Türkiye ile düşman görüntüsü çerçevesinde bile sonucu önemsemeksizin demokratik iktidarı desteklediğini dile getiren Rusya Türkiye'nin yeni dış politika doğrularını belirleyen ana unsur olmuştur.
Bu aşamada sorulması gereken bir başka soru bu sürecin ne kadar sağlıklı olduğudur. Türkiye'nin Rusya ve İran'la yakınlaşması, ardından Esad'ın geçiş sürecinde olabileceği açıklamaları her ne kadar Batı'nın tasvip etmediği bir tutum olsa da sonuç bağlamında incelendiğinde Türkiye'yi tekrar bölgede güçlü bir konuma sokabilir. Bunun da ötesinde ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyen bir başka mesele olan Kürt meselesi de bu bağlamda çözüme kavuşabilir. Tabi ki barış diye adlandırılabilecek süreç bahsettiğim kadar sancısız olmayacaktır ama mantık çerçevesinde bir dış politika çizgisi izleyecek Türkiye Işid terörü gibi aşırılıkçı güçlerin işbirliği dahilinde bölgeden temizlenmesinin de önünü açacaktır.
Yani görülen o ki darbe girişimi birçok anlamda Türkiye'yi yıkıma uğratsa dış politika anlamında yaşattığı eksen kayması uzun vadede olumlu bir görüntü çizmektedir. Elbette bu durumun devamı ve sağlamlığı için Türkiye'nin demokrasi bağlamında kendi iç meselelerini gözden geçirmesi de önemli olan bir başka konudur. Ancak bu şekilde Türkiye hem içeride hem dışarıda kaybettiği güçlü imajı tekrar yakalayabilecektir.
0 yorum :
Yorum Gönder